Altta geçen sene yeni yıl için yazdığım yazı var. Bu sıralar düşünürken aklıma geldi, ne çok değişti yahu şu 1 senede dedim. Okuyunca hiçbirşey değişmemiş dedim, daha doğrusu ben değişiktim, şimdi pek bir değişik olduğum taraf yok. Shuffle zihniyetli, özensiz, dikkatsiz yaşayan insanlara benzediğimi düşündüm.
Geçen sene bu zamanlar hedefler hep büyüktü, konserler silsilesi bizi bekliyordu, hisliydik, düşüncelerimizin doğruluğunu savunup fikir teatilerinde bulunuyorduk. Birşeyler anlatmak, birşeyler yazmak için can atıyorduk, kolay bitiremiyorduk yazılarımızı. Bir anda gaza gelip, gecenin 3 ünde abi müsaitse konsere gelelim diye mesajlar atıyorduk.
Para pul derdimiz yoktu, yaşama tutunalım yeter diyorduk, beklentimiz düşüktü, sinsi değildik, kaydıraktan kaymak gibi bir derdimiz yoktu, inenleri karşılıyorduk bize gülümsemesi yetiyordu. Iphone sarjımız yoktu mesala, ince uçlu nokia şarjından espriler çıkartıyorduk, ama şimdi büyük ihtiyaç.
Bütün bunları yazarken, yine değişiklik olmayacağını bile bile yazmak en acısı, ama sanırım birşeylerin değişmesini istemediğimizde, daha mutlu oluyoruz. Çünkü değişmiyor gerçekten birşeyler.
Ama diyorum hep olumsuz mu? Hayır tabi ki de, 2011 iyi bir seneydi benim için. Yaşamım boyunca hiç sıcak bakmadığım çalışmak duygusunu sevmeme sebep olan bir işe sahibim artık. 17 mayısta, spice up konserlerine çıktık doritos’un. Hayatımdaki ilk açık hava konseriydi, hava inanılmaz soğuktu, ama itü’nün yokuşunu çıkarken yaşadığım mutluluk daha önce yaşamadığım cinstendi.
Buddha’da, dogzstar’da konserler verdik, bazıları gergindi, bazıları aşırı rahattı, ama hepsi o kadar güzel anılardı ki, torunlara anlatılacak sıkıcı hikayelerde yerlerini aldılar bile.
2011’de hiç bir yılmaz özdil yazısını okuyup kendimi germedim. Takılsın arkadaşımız dedim mesala.
Yeni yıla inanmıyorum ama bir birşeyler değişir inşallah duygusu var. Yeni yıla girerken de yeni bir şarkı paylaşayım da, dün gece dinlediğim, en azından dikkatsiz dinleyici olma yönümüzü bir nebze de olsun atalım.
Herkese mutlu, gevşek, bol tatilli, bol müzikli, bol eğlenceli bir yıl diyeyim.
Bu da geçen sene yazdığım yazı;
“Hocam yeni yıl yazısı yazılıcak dediler geldik. Bir önceki senenin şöyle küçük çaplı bir analizini yapmadan ikibinonbire geçişler kapatılmış çünkü. Kalbimiz ege’de kaldı. O yüzden, bu yazıyı da yazıp İstanbul’u fethetmeye geliyoruz, balıkçı teknelerini karadan yüzdürerek hem de.
Aslında 2010 da 2000’ler gibiydi az çok. Çok tutarlı ve bambaşka dinamiklerle gelişen bir on yıl izledik. Değişimlerin hakim olduğu ve bu değişim ve gelişimlerinin artık bokunun çıkarıldığı bir on sene yaşadık. Elif Türkölmez http://bit.ly/gjeTI6linkteki yazıda şahane özetlemiş aslında üstüne çok fazla kafa patlatamam ben. Sadece üstüne ekleyebileceğim şöyle şeyler var. Mesala bu yazıya ek olarak, herşeye çok kolay ulaşmanın verdiği bir rehavetin getirdiği sonuçlar diyorum bunlara. Mesala duyarlı olmak çok kolaydı bu zaman dilimlerinde. Diziler, belgeseller, filmler, sosyal ağlar böyle fırsatlar sundu bizlere. Teknolojide alın bunu bunlarla yapın öyle çok kafa patlatmayın üstünde diye de buyurdu. Greenpeace’in kaç cm kampanyalarında iki signin ile mail bırakarak duyarlı oluverdik mesala bütün dünyadaki çevre meselelerine. Video paylaşarak ülke kurtardık, kaliteli film izleyerek dünya görüşümüzü derledik toparladık. Gazetede yazılmış yazıları paylaş butonu ile sağa sola fırlatıverdik, hem okumuş göründük, hem de okuduk. Ruhlarda hiçbir sızı yoktu ! Sokakta ter dökmeden, mücadelede biryerlerini bırakmadan, terlemeden, zaman vermeden hiçbirşey olmayacağının göstergesiydi adeta 2000’ler. Elif Türkölmez’in tespitleri çok doğru ve şahane hatta. Ama üstüne bu kadar kolaylığı da hemen kabul edicek kadar düşünce tembeli ve iştahlı canlılar olduğumuzu da ben ekleyebilirim. Kaçamadık yani “iphone’umdan gönderildi” ibaresinden.
2010’lara gelicek olursak. 2010’lar aklıma geldiğinde en yakın gündemden yola çıkarak aklıma ilk kazınmış isim Yılmaz Özdil oldu. 2010’lu yılların muhalefet anlayışının bir özeti ve göstergesiydi adeta. Kısa ve öz, arkadaş memleketin ağzına sıçtınız diyip, masanın altından votka kola içmeye devam eden ege insanını hatırlattı hep bana Yılmaz Özdil. Vay arkadaşlı, böyle samimi cümleleri, o zaman oynamıyorum ben tarzı çocuksu ve hemen küsen yazıları, biraz daha uzun olsa ince diyicem ama kafası iyi yazıları desem daha makbul, bir muhalif aydınlanmanın ve düşünce insanının çok çok uzağındaydı. Ve en çok paylaşılan insan oldu. Kolaydı çünkü anlaması. Çok fazla alt metin yoktu. Neden böyle arkadaş dedi ve gitti. En son da 2011 için harika bir yazı bırakarak http://bit.ly/gxuLeO linkinde.
Şahsen 2010 değişik bir sene idi benim için. Belki de kötü gibi gözüken, ama çok özleyeceğim bir zaman dilimini geride bıraktım. 7 yaşından bu yana, hiç bu kadar boş kalmamıştım, dalgalandım da duruldum. Özeti resmen bu. Kayahan şarkısı gibiydim, sonrasında çok pişman olacağım sözler söylemedim gibi gözüküyor ama şimdilik. Ember Music ve Sonus ve (filmin sonundaki değerli oyuncu kıvamında) Üsküdar, (Anıl Çatık, Nuri Özlü panpalar) en büyük kazanımlarıydı. Bence çok da güzel oldu, çok da güzel iyi oldu diyerek, youtube videolarının da nasıl repliklerimize kazındığını hatırlatalım.
Sosyal ağlar için altın yıldı resmen 2010, tumblr, facebook, twitter, blogspot, friendfeed’di derken, milletçe nasıl boş beleş, kavgacı, şakacı, esprici, cinsel kompleksli olduğumuzu gözlemledik. Samimiyim ya boş beleş insanım, aa cinselliğimi açık seçik yaşarım, memem ve götüm var akşama çaya beklerim, hata yapmayın affetmem tespiti vururum, bu saatte bir aforizma yaparsam acaba yeni follower gelir mi gibi konseptlerin içinde rezil ve sefil olduk. Ama yine de güzeldi amacına uygun kullandığın herşey gibi. (Lütfen RT)
İnternetin ve özgür düşüncenin çokça sansüre uğradığı zamanlardan da geçtik. En son fizy kapatıldı. Fizy kapatıldı yazıp (Lütfen RT) ekledik bir de işte. Hani duyarlıyım bunu siz de bilin ve insanlara gösterin dedik ama olay çok başka idi. Kimisi bu kapamaları hükümete vurdu, kimisi yeni dns’ler geldi, soğumadan alın dedi, kimisi, kapanmasına üzüldü sadece. Müziğin, Edebiyatın hatta vimeo örneği ile sinemanın da sekteye uğradığı, üreten insanın önüne set çekildiği zamanları da üç beş kuruş para, çıkar, rant ve siyaset için geride bıraktık bu zaman diliminde. Umarım tekrarları yaşanmaz.
Ya inci sözlük ile son başlığa da dokunup bu yazının da sonuna gelelim.
Mükemmel bir internet girişimiydi inci sözlük. Şimdilerde çok girip çıkamaz oldum ama, tespitleri, eylemleri, mizah anlayışları, etik ve ahlak unsurlada bağnazlaşmış düşüncelerimizle acımasızca taşak geçmeleri bence çok özlenen hatta geciken bir konseptti. An itibariyle hatta, bir hatıra fotoğrafı gibi girip bir şukela vurucam.
Evet, açar açmaz, “Okuduğumuz kitapları özet geçiyoruz” başlığı ve 35. giriş; “1984: herif bi karıya çakıyo bi ara, ama sistem adamın amına koyuyo sonra”
Ben özet geçersem genel olarak ve bundan sonraki maçlar için tüm ülkeyi rahatlatacak açıklamam;
Hunharca harcadığımız boş vakitlerin son durağına geldik, bir sigara daha içip, bekliyoruz virajdan sonra ne gelir diye. Boş vaktimiz yok, düşünücek vaktimiz az, harcıyacak vaktimiz az, o yüzden daha efektif, etkili ve değerli zamanlara doğru yolculuğa başlıyoruz 2011’de. Asal bitiyor sonu, arıza bir yıl böyle kendime de yakın hissettim, tatlı bir arıza ama sanki.
Tüm dünya halklarının acılarını bir nebze de olsa dindiren bir yıl olması dileği ile, veda ediyorum.”
Bağımsız bir müzik icracısıyım, 6 albüm yaptım en çok kendim dinledim ama başarılı sayılırım.
Müzikten ve internetten geri kalan zamanımda seve seve çalıştığım dijital pazarlama'da sosyal medya ve mobil kanallarını yönetiyorum.
Müzik ve sosyal medya ilişkisini, dijital pazarlama trendlerini, bağımsız müziği ve sevdiğim şarkıları gündeme getirmeye çalışacağım.
I am independent musician, internet marketer, podcaster etc. I recorded 6 albums up to now and will continue with different project from now on. And I manage social media and mobile channels at work and i am enjoying this job.
Comments
blog comments powered by Disqus